Eceabat’ın Adı Neden Tarihin En Ağır Sayfalarına Kazındı?
Eceabat’ın Adı Neden Tarihin En Ağır Sayfalarına Kazındı?
Ege’nin en sakin kıyılarından biri gibi görünür ilk bakışta. Ama bu toprakların altında yüzbin insanın son nefesi yatar. Eceabat; yalnızca bir ilçe değil, insanlığın savaş, yas ve hatırayla kurduğu en derin bağın sembolüdür.
Eceabat, Çanakkale iline bağlı mütevazı bir ilçedir. Nüfusu kalabalık değildir, ekonomisi büyük şehirlerin gölgesinde kalır. Ama dünyanın dört bir yanından milyonlarca insan her yıl buraya gelir. Çünkü bu topraklar, sıradan bir coğrafya değil; tarihin en ağır vicdani hesaplarından birinin tutulduğu yerdir.
Bir Boğazın İki Yakası, Bir Savaşın İki Yüzü
1915 yılı başında Birinci Dünya Savaşı kıyasıya sürerken, İngiliz ve Fransız komutanlar Osmanlı İmparatorluğu’nu savaş dışı bırakacak, Rusya’ya açık bir deniz yolu sağlayacak bir plan geliştirdiler: Çanakkale Boğazı’nı geçmek. Boğazı geçmek demek Gelibolu Yarımadası’nı ele geçirmek demekti. Gelibolu Yarımadası’nı ele geçirmek demek ise Eceabat’ın hemen karşı yakasına çıkarma yapmak demekti.
25 Nisan 1915 sabahı, dünyanın farklı köşelerinden getirilen askerler —Avustralyalılar, Yeni Zelandalılar, İngilizler, Fransızlar, Hintliler, Senegalliler— Gelibolu’nun kayalık kıyılarına çıkmaya çalıştılar. Onlara karşı; Trakya’dan, Anadolu’dan, Arabistan’dan koşturulmuş Osmanlı askerleri vardı. Çoğunun birbirinden haberi bile yoktu. Ama ikisi de vatanı, ailesi ve inancı için oradaydı.
Ben size taarruz etmiyorum; ölmeye gidiyorum. Bizimle birlikte ölecek olan diğer subay ve erler de bilsinler ki Türk milletinin şerefini lekeleyecek bir adım atmayacağız.
Mustafa Kemal, 57. Alay’a verilen emirde · Nisan 1915
Mustafa Kemal’in Conkbayırı’ndaki o tarihi emri, sadece bir savaş direktifi değildi. Aynı zamanda bir milletin var olma isteğinin kristalleşmiş ifadesiydi. 57. Alay o gün neredeyse tamamen yok oldu. Ama tuttu. İşgal yarımadadaki en kritik yükseltilere kadar ulaşamadı.
Eceabat’ın Bugünkü Sessizliği, Dünün Bağırtısını Taşır
İlçe merkezinden güneye doğru yola çıktığınızda, Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı’nın içine girersiniz. Çamlar, rüzgar ve sessizlik sizi karşılar. Ama bu sessizlik derinlere indikçe ağırlaşır. Çünkü buradaki her tepe, her dar vadi, her taş bir isim taşımaktadır.
Eceabat Çevresindeki Başlıca Tarihi Alanlar
- Conkbayırı: Mustafa Kemal’in komuta noktası, Çanakkale Savaşları’nın kaderini belirleyen tepe.
- Anzak Koyu (Anzac Cove): 25 Nisan 1915’te Avustralya ve Yeni Zelanda kuvvetlerinin çıkarma yaptığı sahil şeridi.
- Lone Pine Şehitliği: Avustralyalı şehitlerin anma törenleri düzenlediği, tek bir çam ağacıyla sembolleşmiş alan.
- Chunuk Bair (Conkbayırı) Yeni Zelanda Anıtı: Anzakların ulaşabildiği en yüksek noktayı simgeleyen, Yeni Zelanda hükümetince inşa edilmiş anıt.
- Şehitler Abidesi (Alçıtepe): Türk şehitlerine adanmış devasa ulusal anıt.
- Kabatepe Tarihi Müzesi: Savaştan kalma eserler, haritalar ve fotoğraflarla bu coğrafyanın savaş öncesi ve sonrasını belgeleyen koleksiyon.
Lone Pine Şehitliği’nde yürüyorsunuz. Taşlara işlenmiş isimler sadece İngilizce değil; bazen bir Müslüman ismi, bazen Hindi bir soyadı, bazen bir Welsh belediyesinin sıradan oğluna ait bir ad. Hepsi aynı toprakta, aynı yaşta. Savaş; coğrafyaya, isme, dine değil, insanın yaşama hakkına saldırır. Ve Eceabat bunu her gün, her ziyaretçiye, kelime gerekmeksizin öğretir.
Tarihin Kalıplarını Kıran Bir Düşmanlık: Saygı
Çanakkale Savaşları’nı diğer savaşlardan ayıran ve Eceabat’ı dünyanın dört bir yanından insanları çeken bir şey varsa, o da düşmanlar arasında bile yeşeren o olağandışı saygı atmosferidir. Atatürk’ün 1934’te, savaşın üzerinden yıllar geçmişken Anzak annelerine yazdığı mektup, bugün dünyada hâlâ okunan en çarpıcı barış belgelerinden biridir.
Bu memleketin toprağı üzerinde hayatlarını kaybeden ve artık Türk’ün dostları olan kahramanlar; işte sizi en sıcak kalbimizle selamlıyoruz.
Mustafa Kemal Atatürk · Anzak Annelerine Mektubu, 1934
Bu satırlar soyut bir edebiyat değildir. Gerçek bir dönüşümün ifadesidir. Savaş alanında düşman olan iki halk, on yıllar içinde ortak acının pişirdiği bir kardeşliğe dönüşmüştür. Avustralya ve Yeni Zelanda’da 25 Nisan “Anzak Günü” olarak ulusal anma günüdür. Eceabat her yıl bu gün, sabah şafağıyla birlikte ağlayan insanlarla, ellerinde bayrakları olmayan ülkelerin insanlarıyla dolar.
Kronoloji: Eceabat’ı Tarih Yapan Günler
İngiliz ve Fransız savaş gemileri Çanakkale Boğazı’nı zorlamaya başlar. Osmanlı mayın hattına çarpan gemiler ağır kayıplar verir; deniz yoluyla geçiş başarısız olur.
Anzak kuvvetleri şafakla birlikte Arıburnu’na, İngiliz kuvvetleri Seddülbahir’e çıkarma yapar. Mustafa Kemal, 57. Alay’ı savaşa sürer. Kanlı cephe hattı aylarca kımıldamaz.
İtilaf kuvvetleri yarımadanın kaderini belirleyecek tepelere son büyük taarruzlarını düzenler. Mustafa Kemal’in yönettiği savunma bu taarruzu püskürtür.
İtilaf kuvvetleri yaklaşık dokuz aylık savaşın ardından Gelibolu Yarımadası’nı boşaltır. Savaş çığ gibi kazanılamamıştır. Yarımada Osmanlı’da kalır.
Gelibolu Yarımadası, Tarihi Milli Park statüsüne alınır. Onlarca şehitlik, anıt ve müze kalıcı koruma altına girer.
Avustralya, Yeni Zelanda, İngiltere ve diğer ülkelerden on binlerce kişi Eceabat ve çevresine gelir. Şafak ayini, Anzak Koyu’nda gerçekleşir.
Eceabat’a Gittiğinizde Hissedeceğiniz Şey
Turistik gezilerden çok farklıdır burası. Fotoğraf çekmek için değil, anlamak için gelinir Eceabat’a. Kabatepe müzesinde durup vitrine baktığınızda, camın arkasında bir askerin sandığından çıkmış mektubu görürsünüz. Yarım kalmış, belki hiç gönderilmemiş. Belki annesine, belki nişanlısına yazılmış. Tarih kitaplarının rakamları o anda anlamsızlaşır. Sayılar değil, insanlar düşünülür.
Conkbayırı’nda rüzgar hiç durmuyor. Aşağıda boğaz serilmiş, iki yakasında iki kıta. Gün batımında mavi suya düşen ışık bazen o kadar sakin görünür ki savaşın orada geçtiğine inanmak güçleşir. Ama işte o anı, o sessizliği bozan şey bu toprakların her şeyi bilen bilgeliğidir. Ayaklarınızın altındaki toprak, sizi yargılamadan ama unutmadan bakar.
Eceabat; milyonlara acı veren bir savaşın değil, o acıdan distile edilen ortak insanlığın sembolü olmayı başarmıştır. Adının tarihin en ağır sayfalarına kazınmış olması, aslında insanın en derininde ne taşıdığının da göstergesidir: yas tutma, hatırlama ve barışa umut besleme kapasitesi.
Eğer bir gün Çanakkale’ye gelirseniz, Eceabat’a geçin. Feribot kısa sürer. Ama o kısa yolculukta aşacağınız mesafe, coğrafyadan çok daha büyüktür.
