Gelibolu’yu Efsaneye Dönüştüren Savaş

Gelibolu’yu Efsaneye Dönüştüren Savaş

Gelibolu’yu Efsaneye Dönüştüren Savaş

Bir yarımadanın nasıl tüm insanlığın hafızasına kazındığını merak ettiniz mi? Cevap, bu topraklarda dökülen kanda, karanlık siperlerden yükselen seslerde ve tarihin hiç beklemediği bir direnişte saklı.

Çanakkale Savaşı·1915 — 1916·Gelibolu Yarımadası

Bir haritaya baktığınızda Gelibolu Yarımadası küçücük bir kara parçası gibi görünür. Kuzeydoğu’dan güneybatıya uzanan bu dar şerit, Ege ile Marmara’yı birbirine bağlayan Çanakkale Boğazı’nı sol yanında taşır. Ama o küçücük toprak parçasında, 1915 yılının baharından 1916’nın kışına kadar, tarihin en kanlı ve en ironik sayfalarından biri yazıldı. O sayfa bugün hâlâ kapanmadı.

Çanakkale Savaşı; tek bir muharebe değil, birbirini izleyen çok sayıda deniz ve kara harekâtının birleşiminden oluşan uzun bir yıpratma süreciydi. Bu savaş, bir imparatorluğun çöküşünü durdurmak için savaşanların destanıydı. Ama aynı zamanda dünyanın dört bir yanından bu yarımadaya gelen ve burada hayatını kaybeden yüz binlerce insanın trajedisiydi.

500K+Toplam asker
250Kİtilaf kayıpları
~87KTürk şehidi
9 AyHarekâtın süresi
Bölüm I

Planın Arkasındaki Akıl: Churchill’in Büyük Kumarbazlığı

1915 yılının başında Birinci Dünya Savaşı, Batı Cephesi’nde kanlı bir çıkmaza girmişti. Siperlerde kazanılacak her metre yüzlerce cana mal oluyordu. İşte tam bu ortamda İngiltere Deniz Kuvvetleri Bakanı Winston Churchill, cesur ama riskli bir plan önerdi: Osmanlı’yı savaş dışı bırakmak, Boğaz’ı ele geçirmek, Rusya ile karayolu bağlantısı kurmak ve nihayetinde Almanya’yı iki cepheden çökertmek.

Bu plan kâğıt üzerinde neredeyse mükemmeldi. Ama planlamanın temeli o güne dek hiçbir modern ordu tarafından başarılamayan bir şeye dayanıyordu: yoğun top ateşiyle korunan bir sahile denizden çıkarma yapmak. Churchill, Osmanlı savunmasının gevşek ve dağınık olduğunu varsaydı. Bu, tarihin en pahalı yanlış hesaplarından biri oldu.

Siperde gözlerini kırpmadan oturan bir asker, insanlığın en derin inadının değil; en derin yorgunluğunun simgesiydi. Yine de kalktı. Yine de direndi.

Bir Çanakkale Gazisinin Anılarından

Bölüm II

Deniz Harekâtı: Çelik Devlerin Çaresizliği

18 Mart 1915, bu topraklar için bir dönüm noktasıydı. İngiliz ve Fransız zırhlılardan oluşan güçlü bir filo, Çanakkale Boğazı’nı zorlamaya girişti. Amiral de Robeck’in komutasındaki bu filoda dönemin en büyük savaş gemileri bulunuyordu. Boğazı geçmek saniyeler meselesi gibi görünüyordu.

Ne var ki Nusrat mayın gemisi, haftalarca önce boğazın ortasına bir mayın hattı döşemişti. Sabahın ilk saatlerinde harika ilerleyen filo, öğleden sonra o mayın hattına çarptı. Birkaç saat içinde üç büyük zırhlı battı; ikisi ağır hasar aldı. Akşam karardığında filo geri çekilmek zorunda kalmıştı. O günden sonra deniz yoluyla boğaz geçme fikri rafa kalktı.

Tarihin ironisi: Osmanlı karargâhı o gece cephanelerinin tükendiğini düşünerek çekilmeyi tartışıyordu. Filo bir gün daha ısrar etseydi belki de boğazı geçebilirdi. Ama bunu hiç kimse öğrenemedi.

Bölüm III

25 Nisan: Kıyıya Vururken Tarihe Düşmek

18 Mart’ın hezimetinin ardından plan değişti: Kara kuvvetleriyle yarımadayı ele geçirecekler, ardından deniz kuvvetleri boğazı rahatça geçecekti. 25 Nisan 1915’in soğuk şafağında İngiliz, Avustralya, Yeni Zelanda ve Fransız kuvvetlerinden oluşan İtilaf ordusu kıyılara çıktı.

Anzak Koyu’nda Avustralya ve Yeni Zelanda birliklerini bekleyen manzara cehennem gibiydi. Kayıklar kıyıya yanaşırken tepelerden kesintisiz tüfek ve makineli tüfek ateşi yağıyordu. Onlarca asker kıyıya bile çıkamadan suya gömüldü. Çıkabilenler ise son derece sarp ve düzensiz arazide kendilerini kaybolmuş buldular. Planlar birkaç dakika içinde çökmüştü.

18 Mart 1915İtilaf filosu boğazı zorladı; mayınlara çarpan üç zırhlı battı. Deniz harekâtı sona erdi.

25 Nisan 1915Anzak Koyu ve Seddülbahir’e kara çıkarması gerçekleşti. Kıyıda kanlı çatışmalar başladı.

Mayıs — Ağustos 1915Siperde amansız çatışmalar; iki taraf da birbirini kıpırdatamıyordu. Kayıplar hızla tırmandı.

6–10 Ağustos 1915Anafartalar harekâtı. Mustafa Kemal’in emriyle Conk Bayırı’nda tarihi savunma gerçekleşti.

Aralık 1915 — Ocak 1916İtilaf kuvvetleri yarımadayı tamamen tahliye etti. Çanakkale, Osmanlı’da kaldı.

Bölüm IV

Mustafa Kemal: Tarihin Saatini Durduran Adam

O günlerde henüz genç bir albay olan Mustafa Kemal, Gelibolu’da tarihle buluştu. 25 Nisan’ın kaosunda, İtilaf kuvvetleri Conk Bayırı’na yaklaşırken Kemal, emrindeki 57. Alay’a efsaneleşen emri verdi: “Ben size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler gelebilir.”

Bu söz salt bir komutanın emir vermesinden çok daha fazlasıydı. Kendi hayatını da dahil ederek kurduğu bu cümle, o anda cephedeki her askerin içindeki bir şeyi harekete geçirdi. 57. Alay, o gün neredeyse tamamen yok oldu. Ama yine de durdu. Ve durdurdu.

Mustafa Kemal için Çanakkale Savaşı, gelecekteki yolun taşlarını döşedi. Buradaki başarısı onu hem Osmanlı subay hiyerarşisinde hem de halkın gözünde efsanevi bir figüre dönüştürdü. Sonraki yıllarda kurucusu olduğu Türkiye Cumhuriyeti, kısmen bu topraklarda kazanılan ruha dayandı.

Conk Bayırı’nda geçen her dakika, sadece bir cepheyi değil; bir milletin sonraki yüzyılını belirliyordu.

Tarihçi Türkiye — Çanakkale Üzerine

Bölüm V

Siperden Siperler Arası: İnsanlığın En Tuhaf Dokunuşları

Çanakkale Savaşı’nın en az anlatılan yanı, siperlerin birbirine bu denli yakın olduğu bir cephede iki tarafın zaman zaman insani bir dil bulmayı becermesiydi. İki siperin arası kimi yerlerde yalnızca on metre kadardı. Gece sesler, hatta bazen fısıltılar karşılıklı duyulurdu.

Kayıtlara geçen anlatımlarda çatışma aralarında Türk askerlerinin karşı sipere yiyecek attığına, bazı cenazelerin ortaklaşa toprağa verildiğine dair sahneler yer alır. Savaşın kendi içinde bile bir tür örtük saygı gelişmişti — öldürmeye devam ederken bir yandan da insanlıktan çıkmamaya çalışmak.

Anzakların Türkler için bugün hâlâ özel bir saygı besledikleri bilinir. Avustralya ve Yeni Zelanda için 25 Nisan, sadece bir yenilginin değil; bir milletin kendini tanımasının günüdür. Aynı gün Türkiye’de de derin bir anlam taşır. İki tarafın bu barışçıl hafızası, tarihin çok nadir ürettiği bir mucizedir.

✦ ✦ ✦
Bölüm VI

Tahliye: Başarının Tek Perdesi

1915 sonunda İtilaf kuvvetlerinin komutanları acı gerçeği kabullenmek zorunda kaldı: Yarımada alınamayacaktı. Aylarca süren çarpışmada yüz binlerce asker hayatını kaybetmişti ama cephe hattı neredeyse hiç değişmemişti. Churchill görevden alındı. Komuta el değiştirdi. Ve karar verildi: çekilme.

Paradoks olarak bu savaşın en başarılı operasyonu, geri çekilme oldu. Aralık 1915 ile Ocak 1916 arasında gerçekleştirilen tahliyede yüz binlerce asker, Türk kuvvetleri fark etmeden yarımadadan çıkarıldı. Tek bir kayıp verilmedi. Savaş tarihçileri bu tahliyeyi hâlâ ders kitabı örneği olarak inceler.

Bölüm VII

Efsanenin Kalıcılığı: Çanakkale’nin Bugünü

Gelibolu Yarımadası bugün hâlâ bu savaşın izlerini taşıyor. Yarımadanın neredeyse tamamı millî park statüsünde korunuyor. Anzak Koyu, Lone Pine Anıtı, Chunuk Bair, Seddülbahir Kalesi, 57. Alay Şehitliği — bu isimler artık birer adres değil, birer hafıza noktası.

Her yıl 18 Mart ve 25 Nisan’da binlerce insan bu topraklara akın eder. Avustralyalı ve Yeni Zelandalı gençler, dedelerinin çıkarmaya gittiği koyda şafağı izler. Türk aileler, adlarını bile bilmedikleri ama kanıyla bu toprağı yoğuran ataları için dua eder. İki tarafın birlikte kucaklaştığı bu anlar, savaşın bıraktığı en güzel miras belki de.

Çanakkale Savaşı kimin kazandığını hâlâ tartışılabilir kılar tarih. İtilaf kuvvetleri çekildi, harekât başarısız oldu. Ama Osmanlı Devleti de bu savaştan büyük bir güç kaybıyla çıktı; birkaç yıl sonra çöktü. Belki de Çanakkale’yi gerçekten kimse kazanmadı. Ama herkes, orada bir şeyler kaybetti.

Ve bu topraklar, tam da bu yüzden efsane oldu.

Bir Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir